SÖZDE HERKES MASUM

24 Mayıs 2015 Pazar

Anneyim Ben

Anneyim ben,umutlara gebeyim , huzur doluyum.Bitkin , halsiz ama her daim güçlüyüm. Çünkü ben minik bir yüreğin kahramanıyım.Onun eli ayağıyım .
Ufacık bir öpücükle,dokunuşla iyileşenim,iyileştirenim.
Sınırsız sevgiyle doluyum,bir gülüşe dünyalar benim olur.Bir damla gözyaşındaysa boğulabilirim.
Hiç olmadığım kadar becerikli,hiç olmadığım kadar enerjik,hiç olmadığım kadar sabırlıyım.
Önceliklerim yok artık.Varım yoğum bir melek.
Bana verilmiş en büyük görev,en büyük imtihan o meleğe sahip çıkmak.
Allah'ın bu mucizesini yaşatmak,koruyup kollamak benim görevim.
Her şeyden önce anneyim ben,varlığımla can bulan bir cana canımı verebilecek fedakarlığa sahibim.
Hergün çokça şükreder,ömrümde etmediğim kadar dualar ederim.
Allah'ım ne kadar da şanslı biriyim .Bu güzel lütfa sahip olduğum için tekrar şükrederim. 
İlk anneler günü heyecanı... Bu geceden başladı içimde ki heyecan sanki benim minik kızım ayaklanıp boynuma sarılıp kutlayacak gibi.Yıllarca sadece kutlayan olan ben artık kutlananların arasına katıldım, ne kadar mutluyum anlatamam. Bu sene kısır geçecek diye bekliyordum ee malum başını bile yeni yeni tutmaya çalışan bir bebişten beklentim yoktu ama etrafımdakiler coşkumu coşkuları bilip şımarttılarbeni.

Ben ve dünyada evladı için yüreği çarpan anneliği başarabilmiş her kadının anneler günü kutlu mutlu olsun....

LOHUSALIK DENİLEN MERET...

9 ay 10 günlük dönem biter.. Bebeğin kucağına gelir , mutluluktan uçarken içinde diğer kadın dibe vurur.
Bebeğimin bakımı başladı ve etrafımda ki herkes konuşmaya da ...bebek doymuyomu? sütün az mı senin süüt yapıcı şeyler yiyorsun değil mi ? altını temizledin mi...gazını çıkartın mı...Gözü neden çapaklı sesleri duymuyor mu? Kafasını dikaktli tut .Şöyle yap böyle yapma.eee sus sus sus nereye kadar...aman üzülmesinler aman kırılmasnlar...yabancı değiller sonuçta iyilik için söylüyorlar.Sevdiğin için susuyorsun..
Bunlar ile boğuşursun akşam olur bebek uyur ..tam eşime sarılıp ohhhhh diycemm..bir mızıklama,sanki bizi duydu...ve uykusuz geceler..3-5 nöbetleri başladı..Eşim işe başladı , işe giden , haftasonları ayağı yanık kaz gibi geze ben gitti tek başına wcyi bile kullanamayan Tuğçe geldi.

Doğum öncesinde 22 kilo verip 38- 40 bedene inen Tuğçe yeniden 85 kilo olur.En son 80 ne düşersin ama o da ne göbek olduğu gibi duruyor hala hamilelik kıyafetlerini giyiyorsun. Sonra öğreniyorsun 3. aydan itibaren vücut diyete cevap veriyor yavaş yavaş vermeye başlıyorsun kilo vermeye diyetisyenin Eylül Ekim gibi eskisi gibi olursun diyor... Ben tüm bu yeniliklere alışmaya çalışırken,uykusuzlukla mutsuzlukla ve şaşkınlıkla baş etmeye çalışırken birde seni sürekli eleştiren tipler ortaya çıkar.Büyükler biz böyle mi büyüttük , böyle mi yaptık diye seni aslında çok sevip düşünürken paramparça ederler.İşte bir doğum,bir lohusalık,bir deforme olmuş vucut veee sürekli şikayet eden siz.ben anne olmuştum..o bebeğin mesuliyeti bana aitti..ben süt vermeli,ona iyi bakmalı,altını yapar yapmaz değiştirmeli,üşütmemeli,gece kalktıgında hissetmeli ağlamalarını hemen duymak zorundaydım..artık genç kız gibi davranmak yoktu..Türkiye' de yeni doğum yapmış kadın kamu malı gibidir sokakta bile herkes söz söyleme hakkını bulur kendinde.
Derken İki ay dolar bu yeni hayata alışır eskisiden ne kadar da anlamlı olduğunu görmeye başlarsın. Kendine güvenin gelir süslenmeler , gezmeler başlar. Ve eşinle hiç olmadığın kadar iyi , mutlu lursun çünkü kendini tamir ederken doğum öncesi hatalarınızı fark edip onlarada el atarsınız , onlar düzelince evlilik tadından yenmez ....Yavrunun gelişimini izlemek , gülümsemesini görmek , elleriyle parmağını tutması paha biçilemez.. Hele eşinin sana sımsıkı sarıldığı anlar eskien çok daha anlamlıdır ..Yani sabır 1-2 ay sabır sonrası hayatınızda yaşamadığınız kadar mutluluk hele eşiniz benim kocam gibi destek olmayı bilen sevgsi dilinde değil yüreğinde şefkatinde gizli bir eş ise gelip geçiyor...Aşkınız tam kıvamına geliyor...

27 Nisan 2015 Pazartesi


Canım kızım ;

Annesinin kıpır kıpır mucizesi nasıl güzel seninle nefes almak, güne seninle başlamak. Sen gelmeden önce alabildiğine özgürdüm ama seninle yaşadığım bir aylık ev hapsi tüm özgürlüklerimden güzel ve anlamlıydı.Artık sokakları beraber keşfetme vakti de geldi. Seninle beraber etrafımda ki insanların gerçekliğini de tanıdım ben dostlarımı gördüm.

Sen gelince ben en çok sevmeyi öğrendim… 
Doyasıya, içine sokarcasına, her şeyden vazgeçercesine sevmeyi… 

Seni ilk kez göğsüme koyduklarında sıcaklık ne demekmiş onu öğrendim.. yakıcılıktaki sıcaklığını… 

Uykusuzluk ne demekmiş öğrendim. İlk doğduğunda her yarım saatte bir uyanıp nefesini dinlemeyi… Seni mışıl mışıl uyurken seyretmenin dünyadaki en tatlı uykuya bile bedel olduğunu…Uykusuzluktan keyif almayı… 

Emzirmenin hayatta yapılabilecek en keyifli iş olduğunu, ilk günler yaşanan acıya rağmen seni doyurabilmek adına acı çekmeyi ve sen emerken rahatsız olma diye acıdan dudaklarımı ısırmayı ama yine de seni zevkle izleyebilmeyi öğrendim. 

Sahip olmayı… Dünyadaki her şeye sahipmişçesine gururla bakmayı, bir mucize meydana getirmenin ve ona sahip olmanın muhteşemliğini... 

Kendinden başkasının sorumluluğunu almayı ve bunun nasıl da heyecan verici ve korkutucu olabileceğini… Hayatta ilk defa “Başarabilecek miyim? “ sorusunu sormayı… 

Gülmeyi öğrendim sonra, gerçek bir kahkaha atmayı… Seninle gülmeyi… 
Anlamsız şarkılar söylemeyi, beraber dans etmeyi… Bir gülüşün için sahip olduğum her şeyi feda edebilirim demeyi… Uyuman için gözünün içene bakıp, fazla uyuduğunda ise kokunu özledim… Özlemeyi öğrendim.

Mutluluğu öğrendim.. Delicesine mutlu olmayı… Her akşam kafamı yastığa koyup şükretmeyi… 

Huzuru öğrendim… Sen yatağında uyurken, odamıza yayılan bebek kokusundaki huzuru…

Eşimi yalnızca aşık olduğum adam olarak değil, senin baban olarak sevmeyi öğrendim.. Beni anne yaptığı için daha çok daha çok sevmeyi öğrendim… 
Acele etmeyi öğrendim… Yemek yaparken, duş alırken, tuvaletteyken… Hayatı acele yaşamayı ve geri kalan tüm zamanımı sana verebilmeyi öğrendim… 

Gözyaşının içimi nasıl da acıtabildiğini… Ağlamaman için her türlü şaklabanlığı yapabileceğimi öğrendim…

Kizim.
Findik prensesim.
Nazar boncugum.
İyi ki dogdun.
İyi ki varsin.
Seni buyutmek, seninle buyumek cok guzel. 
Seni cok seviyorum.
Hep sımsıkı tutun hayata
Hep diren. Yarinim, yarim, kizim...

"Her annenin bir kizi olmali" dediklerinde anlamamistim... Simdi anliyorum.




Mislinam' à vay be ben anne de olmayı başarmışım 

Hokus pokus demişim de şapkadan tavşan değil ama, bir çizgiden bir göbek ve bir göbekten bir afacan çıkarmışım.

38 hafta 5 gün sonra kucaklaştık. Şimdi koyun koyuna, süt kokuları eşliğinde, uykusuz ama mutlu ve heyecandan süt kanallarımın sızladığı, korkup, şükredip, hem ne yapacağını bilmez halde hem de herkesten çok biliyor gibi hissederek yaşıyoruz.Göğsüme yatar yatmaz sesi kesilen, uykusunda gülümseyen ve doymak bilmeyen bir küçük hanımla. Kaka yaparken tam bir süperkahraman gibisin. Ellerin kolların bir ileri bir geri, bir yukarı bir aşağı. Ve o muhteşem sesler. Benim sana gururla bakan bakışlarım. Senin sakinleşen ve beyazlaşan kırmızı minik suratın. Mutluluğun tablosunu çizdik mi, çizdik.

Bazen ben uyuyorum ve senin açlığınla orantılı hızlanan nefes alışverişlerinle uyanıyorum Her alt değiştirmede ne aradığımı bilmiyorum ama bezini açıp ne var ne yok diye bakıyorum. Sonra da elimle bezi tartıyorum. Ne kadar ağırsa gururum o kadar büyük. Aptal mıyım neyim. Rüyanda bazen çok acıklı bazen de çok komik şeyler görüyorsun. Acıklıysa derin derin iç çekip, komikse de çapkın çapkın gülümsüyorsun. Sonra ellerin göğsünde, parmaklar maniküre hazır pozisyonda açılmış, alt dudak yer çekimine karşı koyamaz vaziyette uyuyorsun Çok yoruldum ve çok mutluyum.

Çok zor ve çok muhteşem bir 18 gündü.

Teşekkür ederim bal kızım , süt kokulum.

Ağzını burnunu yemek istiyorum.

6 Mart 2015 Cuma

ikinci bahar

Bir dizi düşünün izlerken yüreği vuruyor 15 16 sene sonra ilk kez izleniyor gibi tat veriyor şimdi ki dizilerle işi olmayan beni bile saatinde tvye kilitliyor... Sevgi, Aşk insanlığa hasretiz ondan bu hayranlık

gel gayrı




        Ve bugün daha bir özledim seni artık. Sabırsızlık bastıkça zaman azaldıkça yokluğun katlanılmaz bir hal alıyor. Tepkisiz kaldığın zaman aralıkları beynimin içinde arka sokaklar dizisine konu olabilecek senaryolar yazdırıyor bana. Sonra birden bire anne ben buradayım diyorsun o an sadece sen oluyorsun koca evrende bir sen birde ben kalıyoruz. Her an seni karşılamaya hazır bir şekilde bekliyoruz . İçimde bir ben daha varmış seninle ortaya çıktı hayata daha bir sıkı tutundum.  Akşam uykusu ne kıymetliymiş birde onu anladım uyunmuyor seninle dolu gecelere hazırlanıyorum gecelerce shbet edicez seninle :)

Meğer ben büyümüşüm
Meğer evlenip yuva kurarmışım
Meğer aşkı doyasıya yaşar
Aşkın en güzel meyvesinin tadına da bakarmışım :) ee haydi gel artık…





Gözyaşlarımla düştü insanlık gözlerimden
Kapımızın önünden çalarlar diye kaldırdığımızda paspaslarmızı
Evlerin bereketi bitti
Dilsiz kaldık yalnızlıklarımıza
İşgal etti iyi niyetimizi suskunluk
Kabullenişlerle sürdürdük günleri
Oysa yaşam biz olmaktan ibaretti 
Biz olmak hataları konuşup yeniden şekillendirmekten geçerdi
Korkak , sabırsız ve öfke dolu olduk aniden 
Şimdi herkes yalnız herkes şikayetçi
Yönsüz kalan yanlarımız yıkıntılar halinde karşımızda
Beş para etmeyen yüreklerle yargıladığımız hayat 
İlham meleğimizi koymuyor başucumuza
Şimdi düşen insanlığı kaldırma zamanı yerlerden
İçten gülümsemelerle 
Önce kendimizi gerçekten sevmekle olacak
Mutlulukla nikah hepimize düşer
İçimizdeki insanı keşif zamanı 
Bol şans …. 
çetrefilli :)